Son Dakika
Çağan TÜRKER
( İzmir, Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü)
Anadolu Türkleri ile Uygur Türkleri’nin siyâset ve kültür ilişkileri cumhuriyet döneminin öncesine kadar gider. Uygur’ların Moğol’larla birlikte Anadolu’ya gelip umumi vali gibi önemli görevlerde bulundukları, hattâ Kayseri, Konya ve Karaman gibi şehirlere yerleştikleri, Osmanlı döneminde Fatih Sultan Mehmed’in fermanlarını Uygurca yazdırdığı, Fatih’in sarayında Uygurcanın da öğrenildiği bilinmektedir (1). Burada o kadar eskiye gitmeden, mevcut belgeler ışığında l9. ve 20. yüzyıllarda devam eden bu ilişkiler üzerinde duracağız.
1. Osmanlı Döneminde Türk-Uygur İlişkileri
Osmanlı’ların Orta Asya’dan daha ziyade batıya özen gösterdikleri bir gerçektir. Ancak bu Osmanlı’ların Orta Asya ile hiç ilgilenmedikleri anlamına gelmez. Prof. Dr. Halil İnalcık’a göre, Osmanlı’ların iki büyük ideali vardır. Birisi Türklüğü dünyaya hâkim millet olarak yaşatmak, diğeri de hak tanıdığı din olan İslâm için savaşıp Allah’ın gaza’ vazifesini yerine getirmekti (2). Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulduğu ilk dönemlerde Orta Asya’da Timur Bey’in kurduğu güçlü bir devlet bulunuyordu. Doğu Türkistan da Müslümanlığı kabul ederek Türkleşmiş olan Moğol kökenli hükümdarlar tarafından idâre ediliyordu. l8. Ve 19. yüzyıllarda ise Seyit olarak kabul edilen hocalar işbaşında idiler. Yani 19. yüzyılda Batı Türkistan Rus’lar Doğu Türkistan da Çinliler tarafından işgal edilinceye kadar Orta Asya Türkleri kendi kendilerini idare ediyorlardı.
Bu nedenlerle Orta Asya Osmanlı’ların öncelikli hedefi olmamıştır. Orta Asya Türk’leri Rus ve Çin tehdidine maruz kaldıklarında ise Osmanlı’lar soydaş ve dindaşlarına ellerinden gelen yardımı esirgememişlerdir. Osmanlı’ların Kaşgar hükümdarı Atalık Gazi Yakup Bey Bedevlet’e gösterdikleri ilgi bunun en güzel örneğidir. Bilindiği üzere 1864–1869 yılları arasında Yakup Bey Hoten, Kuça, Urumçı ve Turfan’daki yerel beylikleri ortadan kaldırıp merkezi Kaşgar olmak üzere bağımsız bir devlet kurmaya muvaffak olmuştu. Yakup Bey kurmuş olduğu bu devletin tanınması için 1870 de Osmanlı sultanı ve dönemin İslâm halifesi Sultan Abdülaziz Han’a bir heyet göndererek kendisinin İslâm halifesine tâbi olduğunu bildirmiş ve Doğu Türkistan’ın bağımsız İslâm devleti olarak tanınmasını istemiştir (3). Bundan çok memnun olan Sultan Abdülaziz Han Yakup Bey’e “Emir-ül Müslimin” unvanını lütfetmiştir. Bunun üzerine Yakup Bey camilerde halife Sultan Abdülaziz Han adına hutbe okutmuş ve parayı da Sultan Abdülaziz Han’ın adı ile bastırmıştır (4). Osmanlı Devleti ayrıca Yakup Bey’e Hindistan üzerinden top. tüfek ve askerî eğitim için piyâde, süvârî ve topçu muallimleri Yusuf, İsmail Hakkı Efendi ve Zaman Bey’i göndermiştir (5).
Bu olaydan önce de Osmanlı’lar İranlıların Doğu Türkistan Müslümanlarını etkileri altına almaya yönelik çalışmalarına kayıtsız kalmamışlardı. Bununla ilgili şöyle bir kayıt bulunmaktadır. 18. yüzyıldan önce Doğu Türkistan’daki Çinli Müslümanlar (Tunganlar) Sünnî (imam-ı şafi) mezhebine mensup idiler. 1780 yılında İranlı Magruf Şah adında bir şahıs Yarkent’e gelip şehirden beş kilometre uzaklıktaki Mıyşa köyüne yerleşmiş ve burada beş dönümlük bir arâzî satın alarak bir tekke, bir medrese ve bir câmî yaptırmıştır. Bu zat burada çok sayıda Çinli Müslüman’ı mürit olarak kabul etmiş ve onları gizli olarak Şiî mezhebine yönlendirmiştir (6). Bunun üzerine 1861 yılında Osmanlı’lardan da Gulam Mesum (Mahsum) Han adında bir zat Yarkent’e gelerek şehrin güney batısındaki Tirebağ Güze denen yerde tekke yaptırıp Çinli Müslümanları müritliğe kabul etmiş ve onların tamamının tekrar Sünnî mezhebine dönmelerini sağlamıştır. O dönemde bu kişinin etki alanı o kadar genişlemiştir ki Doğu Türkistan’ın Urumçı, Sançı. Pokang gibi şehirlerinden hatta Ningşia’dan pek çok Çinli Müslüman bu zat’a gelip mürit olmuşlardır. Gulam Mesum Han Hoca 1911 yıllında vefat etmiş onun faaliyetlerini oğlu Ömer Han Hoca devam ettirmiştir. Bugün de Çinli Müslümanlar bu zatın mezarını ziyaret etmektedirler (7).
Osmanlı’ların Doğu Türkistan Türklerine olan ilgisi bununla kalmamış, 1914 yılında Osmanlı paşalarından Tal’at Paşa Rodoslu Habîbzâde İlkul’u Uygur Türklerinin eğitimi için Doğu Türkistan’a göndermiştir. Öğretmen olarak Kaşgar’a gelen İlkul, burada Dâr-ül Muallim-il ihtihat adında bir öğretmen okulu açmış, bundan dolayı hapse atılmış ve 1920’de Türkiye’ye dönebilmiştir (8). Ahmet Kemal İlkul’un Doğu Türkistan’da gerçekleştirmiş olduğu eğitim reformu Uygur milli eğitim târihinde yeni sayfalar açmıştır. Ahmet Kemal İlkul Doğu Türkistan’a gönderilmeden önce de orada şuurlu Uygur Türklerinin Osmanlı devletinden davet ettikleri öğretmenler görev yapmışlardı. 1880 ve 1910 yıllarında iki defâ Artuş’ta Hüseyin Bay, Bavudun Bay gibi kişilerin Osmanlı devletinden davet edip getirdikleri öğretmenler okul açmış ve bu okulda dil, edebîyat, matematik, târih ve coğrafya gibi dersleri okutmuşlardır. Ayrıca okulda jimnastik, foottop (futbol) spor faaliyetlerinin yanı sıra askerî eğitim de verilmiştir (9).
Uygur Türkleri bir taraftan Osmanlı’lardan öğretmen isterlerken bir taraftan da çocuklarını eğitim için İstanbul’a göndermekteydiler. Meselâ 1900’lü yılların başlangıcında Gulça’da bazı zengin kimseler kendi çocuklarını ve yakınlarını tahsil için İstanbul’a göndermişlerdir. Bu gençler İstanbul’da eğitimini tamamladıktan sonra Kulça’da okul açıp 100 kişiyi yetiştirmişlerdir (10). Dr. İklil Kurban’ın naklettiği Burhan Şehîdî’ye ait bir bilgiye göre, Yang Zengx’in döneminde İli’de Türkiyeliler çoktu. Mesut Sabri Baykuzu bu kişilerle birlikte okul açmış, öğrencilerine Türkiye şarkısı söyletmiştir (11). Bilindiği gibi Mesut Sabri Baykuzu 1904–1915 yılları arasında İstanbul’da eğitim görmüş ve 1947’de Doğu Türkistan’ın cumhurbaşkanı olmuştur (12). Yani Osmanlı’ların Doğu Türkistan’da eğitimin geliştirilmesinde çok önemli rolü olmuştur.
Osmanlı paşalarından Enver Paşa tarafından kurulan Umûr-ı Şarkîye (Doğu işleri) teşkîlâtının 1914 târihinde Adil Hikmet Bey, Kuşçubaşı Selim Sâmî Bey, Hüseyin Emrullah (Barkan) Bey, Hüseyin Bey ve İbrahim (Hakker) Bey olmak üzere beş kişiyi Orta Asya Türklerini eğitme ve örgütleme amacıyla bölgeye göndermesi daha da dikkat çekicidir. Bu kişiler Hindistan üzerinden Doğu Türkistan’a ve diğer Orta Asya ülkelerine ulaşmış ve oralarda faaliyet göstermişlerdir (13).
Osmanlı’ların çok yakından ilgilendikleri Doğu Türkistan Türkleri de bunca ilgiye duyarsız kalmamışlardır. Osmanlı devleti balkan savaşından yenik çıkınca Istanbul, yaralı askerler ve Balkanlar’dan göç eden insanlarla dolmuştu. Osmanlı devletinin bu ağır günlerinde Doğu Türkistan Türkleri de işgâl altında bulunmalarına rağmen Istanbul’a yardım göndermişlerdir. Tatar gazeteci yazar Fâtih Kerîmî’nin 1913’te Orenburg’da basılan “İstanbul Mektupları” adlı kitabına göre, Kulca’lı Çin Müslüman’ı, Mekteb-i Sultânî binâsındaki Alman “Salîb-i Ahmer“ Kızılhaç hastanesinde yaralılara hizmet etmiştir (14). Yine aynı kitaba göre Kaşgar Müslümanlarından “Hilâl-i Ahmer” Kızılay yararına beş bin sum para gelmiştir (15).
Bunlar Osmanlı’ların Doğu Türkistan Türklerinin de Osmanlı’lara olan mânevî bağlarını gösteren belgelerdir.
2. Cumhuriyet Döneminde Türk-Uygur İlişkileri
Anadolu Türkleri ile Doğu Türkistan Türkleri arasındaki ilişkiler cumhuriyet döneminde de devam etmiştir. Bilindiği gibi Doğu Türkistan’da Çin yönetimine karşı başlayan ayaklanmalar sonucunda 12 Kasım 1933 tarihinde Kaşgar’da “Şarkî Türkistan İslâm Cumhuriyeti” adı altında bir devlet kurulmuştur. Bu devletin hükümet ve ordu teşkilâtının oluşturulmasında Türkiye’den gelen İzmirli Dr. Mustafa Kentli, Ali ve Harbiye’den Mahmut Nedîm beylerin büyük rolü vardır. Adı geçen şahıslar Kasım 1933’te Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti’ne müsteşar olarak Kaşgar’a gönderilmişlerdir (16). Bu kişiler Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti’nde Sâbit Damolla ile birlikte iş gördüler ve Şarkî Türkistan hareketine bir şekil vermek istediler (17). Ayrıca Sovyetler Birliği’nden gelen Setivaldican, Sultanbek, Behram Efendi ve Sofîzâde gibi kişilerle birlikte Doğu Türkistan Türk İslâm Cumhuriyeti’nin hükümet ve ordu teşkilâtının düzenlenmesine yardım etmişlerdir (18). Yeni kurulan bağımsız Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti hükümeti dış işleri bakanı Kasım Hacı’yı devlet mektubu ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti başta olmak üzere Afganistan, Îran, Amerika, İngiltere, Japonya. Almanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelere göndermiş ve bu ülkelerden Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti’ni tanımalarını ve yardım etmelerini istemiştir (19). Doğu Türkistan’da kurulmuş olan bu yeni devletle ilgili haberler Türk basınında sevgiyle karşılanmış ve geniş yer almıştır (20). Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti’nin dönemin Ankara hükümetine gönderdiği bir mesajında “Yeni bağımsızlığa kavuşmuş Doğu Türkistan’ın mâvi bayrağından sevgili Türkiye’nin al bayrağına selâm olsun” ifâdesi kullanılmıştır (21). Ancak Rus engeli nedeniyle Türkiye Doğu Türkistan’a maddî yardımda bulunamamıştır.
Daha da ilginç olan odur ki; İzmirli Dr. Mustafa Kentli, Mahmut Nedim Beyler Doğu Türkistan’a gitmeden önce de Urumçı’da iki İstanbullu Türk bulunuyordu. Bu kişiler 1931 yılında Kansu’ya giderek Çinli Müslüman komutan Ma Zhongying ile tanışmış ve bunlardan Kemal Kaya Efendi Ma Zhongying’in genelkurmay başkanı olmuştu. Ma Zhongying Kemal Kaya Efendi’nin tavsiyesi ile Doğu Türkistan’a girmiştir (22). Kemal Kaya Efendi’nin Ma’yı Doğu Türkistan’a girmeye teşebbüs etmesinin asıl amacı, büyük ihtimalle Doğu Türkistan’da bağımsız bir Müslüman Türk devletini kurulma süresine hız kazandırmaktı. Ancak böyle bir amaçla Doğu Türkistan’a sokulan Ma Zhongying ordusu Uygur Türklerinin bağımsızlık mücadelesinde büyük bir baş belâsı olmuştur. Uygur Türkleri diktatör Şeng Şisey ordusuyla savaşacak yerde Ma’nın ordusu ile savaşmak zorunda kalmışlardır. Kemal Kaya Efendi’nin kimliği hakkında farklı görüşler mevcuttur. Andrew D. W. Forbes’in anılan kitabına göre Kemal Kaya Efendi’nin Sovyet Ajanı olduğu hakkında söylentiler bulunmaktadır. Ancak onun 1934’te Sovyet taraftarı birlikler tarafından Urumçı’ya gönderildiği hakkında bilgi yukarıdaki söylentiyi yalanlamaktadır. Seyfettin Azîzî’nin hâtırâlarındaki bilgiye göre Kemal Kaya Efendi Türkiye’deki devrimden sonra Japonya’ya kaçmış. Japonya onu Ma Zhongying’e askerî müsteşar olarak göndermiştir (23). Yâni Azîzî’ye göre Kemal Kaya Efendi Japonya’nın câsusudur (24). Daha sonra o Şeng Şisey’in eline geçmiş ve hapishanede vefat etmiştir (25). Kemal Kaya Efendi’nin Ma Zhongying’in Doğu Türkistan’da gerçekleştirdiği katliamlarda yer alıp almadığı hakkında bilgi bulunmamaktadır.
Cumhuriyet döneminde Türk-Uygur ilişkileri eğitim alanında devam etmiştir. 1934 yılında Şeng Şisey hükümetinin başkan yardımcısı olan Hoca Niyaz Hacı’nın meşhûr komutanı Albay Mahmut Şicang başta olmak üzere Mavidin Efendi Türkiye’den 12 kişi ile eğitim seferberliğini başlatmıştır (26). Bu kişilerin Çağdaş Uygur eğitiminde oynadıkları rol, bugün de Uygur Türkleri tarafından şükranla anılmaktadır. Onların içerisinde yer alan Mehmet Emin Tevfik Efendi’nin ilginç bir hikâyesi bulunmaktadır. O aslen Uygur olup gençliğinde bilim aşkı ile önce Taşkent’e gelip çalışarak okur. Orada orta tahsilini bitirdikten sonra yüksek tahsil görmeye çalışır. Ancak geçim sıkıntısı nedeni ile eğitimini devam ettiremez. Sonra Karadeniz’e gelip bir Türk gemiciyle tanışarak onunla birlikte Türkiye’ye gelir. Türkiye’de epey zorlanır. Ancak sonra bir lokanta sahibi onun tambur çaldığını görünce lokantasında tambur çalmasını ister. Böylece Mehmet Emin Tevfik Efendi bir lokantada Kaşgar’dan beraberinde getirdiği tamburu çalıp şarkı söyleyerek geçimini sağlar. Bu sırada yavaş yavaş Türk sanatçılarıyla da tanışır. Bir yıl sonra lokanta sahibi onu bir yönetici ile tanıştırır. O yöneticinin yardımıyla bir okula girer. Mehmet Emin Tevfik Efendi okulda çok iyi okur. Sonra gençler birliği teşkilâtına ve faaliyetlerine aktif biçimde katılır ve belirli bir çevre edinir. Bir gün bir toplantıda konuşmaya davet edilir. Fakat Mehmet Emin Efendi konuşma yerine tamburunu çalıp şarkı söyler. Kalabalık onu coşkulu bir şekilde alkışlar. Ondan sonra Mehmet Emîn Tevfik Efendi Uygur sanatçısı diye tanınır. Doğu Türkistan’da ayaklanmalar başladıktan sonra o memleketine dönmek ister. Gençler birliği teşkilâtı onu birkaç kişi ile Doğu Türkistan’a gönderir (27). Mehmet Emin Efendi Doğu Türkistan’a döndükten sonra yukarıda sözünü ettiğimiz gibi, çağdaş Uygur eğitiminin başlatılmasına öncülük etmiştir. O altı ay içerisinde dönemin ihtiyacı için altmış öğretmen yetiştirmiş, 24 köyde 24 okul açmıştır. O ayrıca öğrencilerden oluşan bir izci grubu kurmuştur (28). Bu izci grubunun yapısı Türkiye’deki ile aynıdır.
Sonuç itibarî ile bütün bunlar Türk-Uygur ilişkilerinin Osmanlı döneminde olduğu gibi. Cumhuriyet döneminde de sıcak bir şekilde devâm ettiğini gösterir. Üstelik söz konusu ilişkiler büyük Atatürk’ün dönemine rastlamaktadır. Dr. Mustafa Kentti Bey, Ali Bey ve Harbiye’den Mahmut Nedîm Bey’in Doğu Türkistan’a Atatürk’ün bilgisi hâricinde gitmiş olmaları mümkün değildir. Bu da aynı zamanda Atatürk’ün ne denli ileri görüşlü büyük önder olduğunu göstermektedir.
Kaynaklar:
1. A. Zeki Velîdî Togan, Umumî Türk Tarihîne Giriş. Enderun Kitabevi. İstanbul. 1981, s:381
2. Prof Dr. Halil İnalcık, Osmanlı Devrinde Türk Ordusu. Türk Kültürü. Sayı 375. 1994, s:385
3. Mehmet Emin Buğra, Şarki Türkistan Tarihi. s:336
4. a.g.e. s:336
5. Mehmet Âtıf, Kaşgar Târîhi. Hazırlayanlar: Prof. Dr. İsmail Aka, Vehbi Günay, Cahit Telci. Kırıkkale. 1998,
s:296
6. Şincang Tarih Materyalleri (25). Şincang Halk Neşriyatı, I988, Urumçı. s:417
7. Şincang Tarih Materyalleri (25). s:418-419
8. Ahmet Kemal İlkul, Çin-Türkistan Hatıraları. Hazırlavan: Dr. Yusuf Gedikli. Ötüken. 1997
9. Seyfeddîn Azizi, Ömür Destanları. (Hatıralar-1), Milletler Neşriyâtı. Pekin. 1990, s:144 145
10. Şincang Tarih Meteryalleri (25). s:372-373
11. Dr. İklil Kurban, Şarkî Türkistan Cumhûriyeti. (1944 1949). Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara. 1992. s:82
12. Andrew D. W. Forbes, a.g.e, s:460
13. Adil Hikmet Bey, Asya’da beş Türk. Hazırlayan: Dr. Yusuf Gedikli. Ötüken. 1998, s:13–24
14. Fatih Kerimi, İstanbul Mektupları. Orenburg. 1913. s: 55
15. a.g.e. s:113
16. Andrew D. W. Forbes, Doğu Türkistan Harb Beyleri. Çeviren: Enver Can. Bayrak Yayıncılık, İstanbul. 1991, s: 202
17. A. Zeki Velîdî Togan, 1929-1940 Seneleri Arasında Türkistan Vaziyeti. İstanbul. Türkiye Basımevi. 1940, s:24
18. Seyfeddîn Azîzî, a.g.e. s:305-306
19. Seyfeddîn Azizi, a.g.e. s:306
20. Andrew D. W. Forbes, a.g.e, s:203
21. Andrew D. W. Forbes, a.g.e, s:203
22. Andrew D. W. Forbes, a.g.e, s:95-98
23. Seyfeddîn Azizi, a.g.e. s:330
24. Seyfeddîn Azizi, a.g.e. s:341
25. Seyfeddîn Azizi, a.g.e. s:330
26. Seyfeddîn Azîzî, a.g.e. s:396–397
27. Seyfeddîn Azîzî, a.g.e. s:397–399
28. Seyfeddîn Azizi, a.g.e. s:404
Kaynak: Gökbayrak, Ocak-Şubat 2001, 39. sayı
Açıklamalar:
1. Kaşgar hükümdarı Atalık Gâzi Yakup Bey Be-devlet İslâm halîfesi Sultan Abdülaziz Hân’a tebâîyetini bildirmiştir. Bu isteğin Han tarafından uygun karşılandığı Atalık Gâzi Yakup Bey Be-devlet’e bildirilince, Yakup Bey, Sultân adına hutbe okutmak ve onun adına para basmak sûretiyle resmen Osmanlı İmparatorluk hükümetinin himâyesine girmiştir.
2. Osmanlı Hükümeti 1922’de yerini cumhuriyet hükümetlerine bırakmıştır. Cumhuriyet hükümetleri günahıyla, sevabıyla Osmanlı hükümetinin resmî vârisidir. Gazi Yakup Bey’in kurduğu hükümet de tevarüs edilen mirasın bir parçasıdır.
3. Gazi Yakup Bey’in kurduğu bağımsız Türk hükümeti, Uluğ Türkistan’ın bir parçası olan Doğu Türkistan toprakları üzerinde kurulmuştur. Bu toprakların mülkiyeti bugün dahi, Türkiye Cumhuriyeti’ne aittir. Ayrıca bugün bu topraklar üzerinde yaşayan Uygur Türklerinin hakları, hukukları, ırzları, namusları, hürriyetleri de Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinden sorulur. Türkiye Cumhuriyeti malına sahip çıkmak mecburiyetindedir.
4. Numarası kaç olursa olsun, hiçbir cumhuriyet hükümeti millî mirasını, hükümet ettiği millete danışmadan bir başka devlete hibe veyâ devredemez, öz yurdunu işgâl altında tutan bir başka milletin devlet başkanına Türkiye Cumhûriyeti’nin devlet nişânını kendi malıymışçasına veremez.
5. Kendisinden önceki bir hükümetin Uygur Türeleri’nin aleyhindeki bir genelgesini hâlâ yürürlükten kaldıramamış olan bir hükümet ortağının “Milliyetçilik” gibi kutsal bir kavramı kullanmaya hakkı olamaz.
6. Mustafa Kemal ATATÜRK’ün 29 Ekim 1933 günü akşamı yaptığı tarihî konuşma aşağıdadır:
“Bugün Sovyetler Birliği, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir… Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür… İnanç bir köprüdür… Tarih bir köprüdür… Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Dış Türkler’in) bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli…”
Atatürk’ün bu konuşmasından 2 hafta sonra, 12 Kasım 1933 tarihinde Kaşgar’da “Şarkî Türkistan İslâm Cumhuriyeti” adıyla bağımsız bir Türk Cumhuriyeti’nin kurulması bir tesadüf müdür?
7. 12 Kasım 1933 tarihînde Kaşgar’da kurulan bağımsız “Şarkî Türkistan İslâm Cumhuriyeti” üyeleri şu zevattır:
Cumhurbaşkanı: Hoca Niyaz Hacı
Başvekil: Sabit Damolla Hacı
Erkan-ı harb Reisi: Mahmut Muhiti
İç işleri Bakanı: Yunusbek Seyidi
Dış işleri Bakanı: Kasimcan Hacı
Eğitim Bakanı: Abdulkerimhan Mehsum
Harbiye Bakanı: Oraz Bek
Evkaf Bakanı: Semseddin Damolla Hacı
Adalet Bakanı: Zarif Kari Hacı
Ziraat Bakanı: Obulhasan Hacı
Maliye Bakanı: Ali Hacı Kurbani
Sağlık Bakanı: Abdullah Hani
Baş Müfettiş: Hacı Âlem Ahunum
ÖZEL BÜRO
Kaynak : http://caganturker.blogcu.com/osmanli-ve-cumh-riyet-doneminde-turk-uygur-iliskileri-1861-1934/548707
Etiketler: GenelBENZER HABERLER