Adamın veya kadının “radikal düşünceler”i varsa vardır, yoksa yoktur; varsa “radikal düşünceler”in gereğini yapar ve gönüllü olarak toplama kampına girmeyi aklının ucundan bile geçirmez, yoksa zaten “Bu işlerin benimle alakası yok” deyip geçer.
Sigara tiryakiliğinden kurtulma merkezine gitmek gibi bir şey değil ki bu.
Garibanın başına silah dayayıp ‘Böyle böyle konuşacaksın’ demişler, besbelli.
İyi de; söz konusu kamplara nasıl zorla götürüldüklerini, o kamplarda nasıl zorla tutulduklarını ve kendilerine o kamplarda nasıl eziyet edildiğini anlatan -“radikal düşüncelerle mücadele” adı altında doğrudan doğruya İslamî imanın hedef alındığını da anlatan- kimselerin tanıklıklarını böylesine sefil bir propagandayla etkisiz hale getirebileceğine gerçekten inanıyor mu Çin yönetimi?
***
İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Hong Kong bürosundan Maya Wang, REUTERS’e “Çin’in böyle bir ziyarete izin vermesi, uluslararası baskıların etkisinin hissedildiğini gösteriyor” değerlendirmesinde bulunmuş.
Çin’in, Doğu Türkistan’daki valisine “devlet mekanizmasının talim ve terbiye sisteminden geçenlerin sayısı zamanla giderek azalacak” dedirtmesi de böyle okunabilir.
Toplama kampları konusunda kendini savunmak ihtiyacını hissetmeye başlayan Çin’in, sonunda bu uygulamadan vazgeçmek ihtiyacını hissetmesi de mümkündür.
Şu dönemde Uygurların mazlumiyetini gündeme getirerek Çin aleyhinde kamuoyu oluşturmaya çalışmanın CIA uşaklığı anlamına geldiğini ileri süren çevrelere aldırmadan, bu uğurda elimizden geleni yapmalıyız.
Elimizden gelene bir örnek:
20 Ocak Pazar günü Üsküdar’da Doğu Türkistan’la dayanışma için toplanmak.
(Yer: Mihrimah Sultan Camii. Vakit: Sabah namazı vakti.)
Kaynak : https://www.karar.com/yazarlar/hakan-albayrak/cinin-sefil-propagandasi-8943